İçeriğe atla
TECHNE LAB

İngilizce Aksanımdan Utanıyorum: Aksan Kaygısı Üzerine

Aksanını yok etmeye çalışmak, konuşmamak için bulunmuş en makul bahane. Anlaşılırlık ile aksansızlık aynı şey değil ve ikincisi zaten hedef olmamalı.

"Konuşuyorum ama aksanım çok kötü."

Bu cümleyi kuran insanların büyük kısmı aslında iki şeyi birbirine karıştırıyor: anlaşılır olmak ve aksansız olmak. İkisi aynı şey değil ve ikincisi zaten ulaşılması gereken bir hedef değil.

Daha önemlisi, aksan kaygısı çoğu zaman konuşmamak için bulunmuş en makul bahane oluyor. Makul, çünkü kimse "aksanım kötü olduğu için konuşmuyorum" diyene itiraz etmiyor.

Anlaşılırlık ile aksansızlık

Dil çalışmalarında anlaşılırlık ayrı bir ölçüt olarak ele alınıyor: karşındaki seni anlıyor mu, çaba harcamak zorunda kalıyor mu.

Anlaşılırlığı bozan şeyler sınırlı ve büyük ölçüde teknik: vurgunun yanlış heceye gelmesi, benzer seslerin ayrışmaması, cümle tonlamasının düz olması.

Aksan ise bunlardan farklı. Aksan, bir dili başka bir dilin sesletim alışkanlıklarıyla konuşmak demek ve bu kendi başına bir kusur değil. Dünyada İngilizce konuşan insanların büyük kısmı anadili İngilizce olmayan insanlar ve hepsi bir aksanla konuşuyor. Anadili İngilizce olanlar da farklı aksanlarla konuşuyor; Glasgow ile Alabama arasındaki fark, senin aksanından çok daha büyük.

Yani aksanını yok etmek ne gerekli ne de mümkün. Anlaşılır olmak gerekli ve mümkün.

Bu ayrımı yapmak pratikte şunu değiştiriyor: üzerinde çalışılacak şey listesi bir anda kısalıyor. Sonsuz ve ulaşılamaz bir hedef yerine, üç dört teknik nokta kalıyor.

Kaygının işlevi

Dürüst olmak gerekirse aksan kaygısının bir işlevi var ve bu yüzden kolay bırakılmıyor.

Konuşmamanın bir gerekçesi olması rahatlatıcı. "Henüz hazır değilim" demek, "risk almak istemiyorum" demekten daha kolay. Aksan, bu gerekçeyi sağlıyor ve üstelik geliştirilebilir bir şey gibi göründüğü için erteleme sonsuza kadar sürebiliyor.

Bir de sosyal tarafı var. Türkiye'de İngilizce konuşmak bir statü göstergesi olarak da işliyor ve kötü aksanla konuşmak bu göstergede aşağı düşmek gibi hissediliyor. Yani korkulan şey yabancıyla iletişim kuramamak değil; Türkçe konuşan başka birinin duyması.

Bunu fark etmek önemli, çünkü çözüm yönünü değiştiriyor. Yabancıyla konuşmaktan korkan biri için telaffuz çalışması işe yarar. Hemşehrisinin yargısından korkan biri için telaffuz çalışması hiçbir şeyi çözmez.

Gerçekten çalışılması gerekenler

Anlaşılırlık tarafında, Türkçe konuşanlar için tekrar eden dört nokta var.

Vurgu yeri. İngilizce vurgulu bir dil ve vurgu yanlış heceye gelirse kelime tanınmıyor. "Comfortable" kelimesini dört hece ve eşit vurguyla söylemek, anlaşılırlığı en çok bozan hata türü. Buna karşılık bir sesi tam olarak "İngiliz gibi" çıkaramamak çoğu zaman anlaşılırlığı hiç etkilemiyor.

Cümle tonlaması. Türkçe daha düz tonlanıyor, İngilizce daha inişli çıkışlı. Kelimeler doğru ama cümle düz olduğunda karşıdaki anlıyor ama çaba harcıyor. Üzerinde çalışılması en kolay, en çok geri dönüş veren alan bu.

Ayrışmayan ses çiftleri. Türkçede karşılığı olmayan birkaç ses var ve bunlar karışınca kelime değişiyor. Sayısı az, dolayısıyla çalışılabilir.

Hız. Çoğu kişi sandığından hızlı konuşuyor, çünkü hızlı bitirmek istiyor. Hız arttığında anlaşılırlık düşüyor. Yavaşlamak, en ucuz iyileştirme.

Dördünün ortak özelliği şu: hiçbiri aksanı yok etmekle ilgili değil, hepsi anlaşılırlıkla ilgili ve hepsi sınırlı bir liste.

Sahne çalışmasının bu işe dokunduğu yer

Tonlama, tiyatro çalışmasının doğal olarak zorladığı alan. Sebebi şu: aynı cümleyi farklı duygularla söylemek zorunda kalıyorsun.

İki satırlık bir diyaloğu kızgın, yalvaran, alaycı ve kayıtsız söylediğinde kelimeler aynı kalıyor, taşıdıkları şey değişiyor. Bu değişimi üretmenin tek yolu tonlama. Yani bilinçli bir telaffuz çalışması yapmadan, amaç anlam olduğu için tonlama kendiliğinden çalışılıyor.

Hız da benzer şekilde düzeliyor. Sahnede acele etmek işe yaramıyor, çünkü karşındakinin cevabını beklemek zorundasın.

Ama daha önemli bir etki var: karakter arkasına saklanmak, aksan kaygısının sosyal tarafını doğrudan hafifletiyor. Kendi adına konuşurken aksanı yargılanan sen olursun. Bir karakter olarak konuşurken bu bağ zayıflıyor. Bu, kaygının kaynağının yargı olduğu durumlarda telaffuz çalışmasından daha etkili oluyor.

Mekanizmayı kaynaklarıyla ele aldığım ayrı bir yazı var; bir oturumun nasıl ilerlediği şurada.

Ne yapmaman gerektiği

Aksan yok etme vaadi veren içeriklere zaman harcamamak. Yetişkinlikte anadili konuşan biriyle ayırt edilemeyecek bir aksana ulaşmak çok az insanda oluyor ve buna çalışmanın getirisi, aynı süreyi anlaşılırlığa harcamaktan düşük.

Konuşmayı ertelemek. "Önce telaffuzu düzeltip sonra konuşmaya başlayacağım" sırası tersten işliyor. Telaffuz konuşarak düzeliyor, konuşma telaffuz düzelince başlamıyor.

Hangi aksanı hedeflediğini tartışmak. Britanya mı Amerika mı sorusu, hiç konuşmayan biri için anlamsız bir sorudur.

Devamı

Aksan kaygısı, katılımcıların bize en sık söylediği üç şeyden biri. Diğer ikisi "anlıyorum ama konuşamıyorum" ve "toplantıda susuyorum".

English Drama Lab bu üçü için kurulmuş bir program. Oturumlar tamamen İngilizce yürüyor, gruplar küçük, çalışma doğaçlama ve sahne üzerinden. Ayrı bir telaffuz çalışması yapmıyoruz; tonlama ve hız, sahne çalışmasının içinden geliyor. Geri bildirim akışı bölmeden, çalışma sonunda veriliyor.

B1 seviyesi yeterli, akıcı olmak gerekmiyor.

Yöntemi başka seçeneklerle karşılaştırmak istersen altı yöntemi yan yana koyduğumuz yazı ve İngilizce konuşma kulübü sayfası duruyor. Sorularını doğrudan da sorabilirsin.

ingilizce aksan kaygısıingilizce aksanımdan utanıyorumtürk aksanı ingilizceingilizce telaffuz kaygısıanlaşılır ingilizce konuşma

okumaktan yapmaya

ENGLISH DRAMA LAB

Dil Öğretmiyoruz. Dili Deneyimliyoruz.

3 Ekim Cumartesi · 15:0012, 8 ya da 4 haftaPera & Kadıköy
programı incele →
İngilizce Drama · devamı

İlgili yazılar