İçeriğe atla
TECHNE LAB

Konuşma Kulübü mü, Doğaçlama mı? Dil Neden Eylemle Daha Hızlı Yerleşiyor

Masanın etrafında iki saat İngilizce sohbet etmekle, sahnede on beş dakika bir durumun içinde konuşmak aynı şey değil. Fark sıkılmakla ilgili değil, dilin nereye kaydedildiğiyle ilgili.

İstanbul'da İngilizce konuşma pratiği arayan biri önce konuşma kulüplerini bulur. Mantıklı görünür: bir masa, birkaç kişi, iki saat İngilizce. Kimse gramer sormaz, kimse not vermez. İnsanlar birkaç kez gider, sonra seyrekleşir, sonra bırakır.

Bırakma sebebi genelde "sıkıldım" diye açıklanır. Ama sıkılmak sonuç, sebep değil. Asıl mesele, o iki saatte gerçekte ne olduğuyla ilgili.

Masadaki sohbette kaç saniye konuşuyorsun

Önce en az tartışmalı kısımdan başlayalım, çünkü burada yorum yok, sadece aritmetik var.

On kişilik bir konuşma kulübünde iki saat oturuyorsun. Moderatörün açılışı, konu geçişleri, sessizlikler ve grup içindeki doğal dengesizlik düşüldüğünde kişi başına düşen aktif konuşma süresi çoğunlukla on dakikanın altında kalır. Grupta bir ya da iki kişi baskın çıkar, geri kalan dinler. Dinlemek kötü değildir, ama dinleyerek konuşmayı öğrenemezsin. Senin zaten yapabildiğin şey dinlemek.

Bu yüzden, bir konuşma grubunu değerlendirirken sorulacak ilk soru "konu ne" değil, "kaç kişiyiz" olmalı.

Cümleyi nerede kuruyorsun

İkinci mesele daha az görünür ama daha belirleyici.

Masada konuşurken şu üç adım tekrarlanır: ne söyleyeceğine karar verirsin, Türkçe düşündüğünü İngilizceye çevirirsin, sonra söylersin. Sohbetin temposu buna izin verir. Sıranı beklersin, bu arada cümleni hazırlarsın, sonra kurduğun cümleyi teslim edersin.

Sorun şu: bu üç adım her seferinde tekrarlandığı için pekişir. Yıllarca "pratik yapıp" hâlâ konuşurken donan insanların çoğu aslında çok pratik yapmıştır. Yanlış şeyi çalışmıştır. Çeviri kasını.

Sahnede ya da bir doğaçlama oyununda bu üç adıma vakit yoktur. Karşındaki bir şey yapar ve sen karşılık vermek zorundasındır. Kurduğun cümle çoğu zaman kusurludur. Ama çeviri basamağı atlanır. Aylar içinde asıl değişen şey akıcılık değil, o basamağın ortadan kalkmasıdır.

Eylemin belleğe etkisi

Buraya kadar olan kısım deneyimle görülebilir. Bundan sonrası araştırmaya dayanıyor ve burada dürüst olmak gerekiyor: aşağıdaki bulgular yönü destekliyor, ama "drama konuşma kulübünden şu kadar kat daha iyidir" diyen bir ölçüm yok. Öyle diyen varsa fazla söylüyordur.

Bellek çalışmalarında eylem üstünlüğü diye bilinen bir bulgu var. 1980'lerden itibaren Johannes Engelkamp ve Ronald Cohen'in ayrı ayrı yürüttüğü çalışmalarda, katılımcılara verilen kısa yönergeler iki biçimde çalışıldı: bir grup yalnızca okudu ya da dinledi, diğer grup aynı yönergeyi fiilen uyguladı. Uygulayan grup, sonraki hatırlama testlerinde tutarlı biçimde daha başarılı çıktı. Yapılan bir şey, yalnızca söylenen bir şeyden daha iyi hatırlanıyor.

Buna yakın duran ikinci bir çalışma alanı, dilin bedenle ilişkisini inceliyor. Friedemann Pulvermüller ve meslektaşlarının çalışmalarında, eylem bildiren fiillerin işlenmesi sırasında beynin hareketle ilgili bölgelerinde etkinlik gözlendi. "Tekmelemek" kelimesini işlerken bacak hareketiyle ilişkili alanlar devreye giriyor. Bu bulgular dilin bedenden bağımsız, soyut bir sembol sistemi olmadığını, hareketle iç içe geçtiğini gösteriyor.

Dil öğretimi tarafında bu fikrin uzun bir geçmişi var. James Asher'in 1960'larda geliştirdiği Total Physical Response yöntemi, öğrencinin duyduğu şeyi bedeniyle karşılamasına dayanır. Görev temelli dil öğretimi de benzer bir yerden hareket eder: dil, kendisi hakkında konuşularak değil, bir işi yaparken kullanılarak öğrenilir.

Son olarak Stephen Krashen'in duyuşsal filtre kavramı var. Kaygı yükseldiğinde dil edinimi yavaşlar. Doğaçlamanın burada sezgiye aykırı bir avantajı var: bir karakter olarak konuşurken hata yapan sen olmazsın, karakter olur. Bu küçük mesafe, konuşma önündeki en büyük engeli, yani utanmayı düşürür.

Bu dört damar aynı yöne bakıyor. Kortikal düzeyde neyin tam olarak nasıl işlediği hâlâ tartışmalı, ama pedagojik sonuç yeterince tutarlı: bir eylemin içine yerleşen dil, üzerine konuşulan dilden daha iyi tutunuyor.

Peki konuşma kulüpleri işe yaramıyor mu

Yarıyor. Ama neyi çözdüğünü doğru anlamak gerek.

Konuşma kulübü, dili kullanma alışkanlığını korumak için iyidir. Halihazırda konuşabilen biri için düzenli bir bakım çalışmasıdır. Sosyal tarafı da gerçektir ve küçümsenmemeli, çünkü insanları o ortama getiren şey çoğu zaman budur.

Tıkanma noktası şurada: konuşma kulübü, konuşamayan birini konuşur hale getirmek için tasarlanmamıştır. O kişiyi masaya oturtursan, zaten yapamadığı şeyi yapmasını beklemiş olursun. Genellikle susar, birkaç hafta sonra gelmez ve bunu kendi başarısızlığı sanır.

Oysa mesele yöntemdedir. Konuşamayan kişinin ihtiyacı daha çok sohbet fırsatı değil, konuşmayı zorunlu kılan bir durumdur.

İkisi arasındaki farkı nasıl anlarsın

Bir programa bakarken şu beş soru, kategoriden bağımsız olarak ayırt edicidir.

Kişi başına kaç dakika konuşma düşüyor? Kontenjanı sor. Cevap kaçamaklıysa cevabın kendisi bilgidir.

Oturuyor musun, bir şey yapıyor musun? Tanışma oturumunda katılımcıların ayağa kalkıp kalkmadığına bak. İki saat boyunca sandalyede kalınıyorsa, çalıştığın kas yine çeviri kası olacaktır.

Hata nasıl ele alınıyor? Her hatanın anında düzeltildiği yerde konuşmayı bırakırsın. Hiç geri bildirim olmayan yerde yanlışlar pekişir. İyi kurgu, akışı bölmeden sonradan verilen geri bildirimdir.

Seviyeler ayrılıyor mu? B1 ile C1 aynı gruptaysa biri susar, diğeri sıkılır. Başvuruda seviyenin sorulması, grubun gerçekten dengelendiğinin işaretidir.

Bir bitiş noktası var mı? Sunum, sahne ya da kayıt gibi bir kapanışı olan programlarda insanlar daha çok çalışır. Açık uçlu gruplarda ilerleme ölçülemediği için çoğu kişi birkaç ay sonra bırakır.

Bizim yaptığımız

Techne Lab'da İngilizce dil öğretmiyoruz. Gramer anlatmıyoruz, kelime listesi vermiyoruz. Yaptığımız şey, İngilizcenin zorunlu olduğu durumlar kurmak.

Oturumlar tamamen İngilizce yürüyor. Doğaçlama oyunlarıyla başlıyoruz, sonra kısa sahneler kuruyoruz, sonra metinle çalışıyoruz. Herkes her oturumda ayağa kalkıyor. Hata malzeme sayılıyor, çünkü sahnede hatanın üstüne bir şey inşa etmek zaten işin kendisi.

B1 seviyesi yeterli. Akıcı olman gerekmiyor, zaten üzerinde çalışılan şey o.

Bu yaklaşımın herkese uygun olduğunu iddia etmiyoruz. Sıfırdan İngilizce öğrenmek isteyen biri için önce bir dil kursu daha doğrudur. Ama gramerin var ve konuşurken donuyorsan, sorunun daha fazla bilgi eksikliği değil. Sorun, dili hiç eylemin içinde kullanmamış olman.

Bunun çözümü masada değil, ayakta.

konuşma kulübü mü drama mıeylemle dil öğrenimiyaratıcı drama dil öğrenimieylem üstünlüğü bellekdil neden eylemle yerleşir

okumaktan yapmaya

ENGLISH DRAMA LAB

Dil Öğretmiyoruz. Dili Deneyimliyoruz.

3 Ekim Cumartesi · 15:0012, 8 ya da 4 haftaPera & Kadıköy
programı incele →
İngilizce Drama · devamı

İlgili yazılar