İçeriğe atla
TECHNE LAB

Doğaçlama ile İngilizce Nasıl Çalışılır? Bir Oturum Neye Benziyor

Doğaçlamayla dil pratiği kulağa soyut geliyor. Oysa oldukça teknik bir iş: belirli oyunlar, belirli sıra, belirli amaç. İki saatin içinde ne olduğunu adım adım anlatıyorum.

"Doğaçlamayla İngilizce çalışıyoruz" cümlesi, hiç görmemiş biri için pek bir şey anlatmıyor. Akla genellikle iki şey geliyor: ya bir tür oyun oynanıyordur ve pratikten uzaktır, ya da oyunculuk eğitimidir ve dil ikinci plandadır.

İkisi de değil. Doğaçlama temelli dil çalışması oldukça teknik bir iştir: belirli oyunlar, belirli sırayla, belirli bir amaç için kullanılır. Rastgele bir şey olmaz.

Bu yazıda iki saatin içinde ne olduğunu anlatıyorum. Bunu bir tanıtım metni olarak değil, yöntem açıklaması olarak yazıyorum; kendi başına ya da başka bir grupta çalışmak istersen de işine yarar.

Neden doğaçlama

Kısa cevap: doğaçlama, konuşmayı zorunlu kılar.

Masada sohbet ederken sıranı beklerken cümlenizi hazırlarsın. Türkçe düşünür, çevirir, sonra söylersin. Bu üç adım her tekrarda pekişir ve yıllar sonra hâlâ konuşurken donuyor olmanın sebebi budur. Çeviri kasını çalışmışsın.

Doğaçlamada o üç adıma vakit yoktur. Karşındaki bir şey yapar, sen karşılık vermek zorundasın. Kurduğun cümle kusurlu olur. Ama çeviri basamağı atlanır ve aylar içinde asıl değişen şey budur.

Bunun bellek ve dil öğrenimi araştırmalarındaki dayanaklarını, yani eylem üstünlüğü bulgusunu ve dilin hareketle ilişkisini ayrı bir yazıda kaynaklarıyla ele aldım. Burada pratik tarafta kalıyorum.

Doğaçlamanın tek kuralı

Teknik bilgi gerekmez. Oyunculuk geçmişi gerekmez. Öğrenilmesi gereken tek şey şudur.

Karşındaki bir durum kurar. Sen onu kabul edersin ve üstüne bir şey eklersin.

İngilizce anlatımında buna "yes, and" deniyor. Reddetmezsin, düzeltmezsin, konuyu değiştirmezsin. Karşındaki "Bu asansör çok yavaş" dediyse, sen "Evet, ve on yıldır böyle, bir kere içinde mahsur kaldım" diye devam edersin.

Reddetmek sahneyi durdurur: "Hayır, asansör hızlı." Sahne biter, ikiniz de sıfırdan başlamak zorunda kalırsınız.

Bu kuralın dil açısından değeri şu: kabul etmek, cümle üretmeyi zorunlu kılar. Karşındakinin verdiği malzemeyi kullanman gerektiği için, ne söyleyeceğini sıfırdan düşünmezsin. Boş sayfa korkusu ortadan kalkar.

Bir oturumun yapısı

İki saat dört bölüme ayrılıyor. Sıra tesadüfi değil, her bölüm sonrakini hazırlıyor.

Birinci bölüm: ısınma, yirmi dakika

Amaç dil değil, bedeni ve sesi açmak. Çünkü kasılmış bir bedende ses çıkmaz ve donuk bir grupta kimse risk almaz.

Basit şeylerle başlıyoruz. Halka olup isim ve hareket eşleştiriyoruz, herkes tekrar ediyor. Mekânda yürüyüp göz teması kuruyoruz. Sayma oyunları oynuyoruz: grup birden yirmiye kadar sayıyor, aynı anda iki kişi konuşursa baştan başlıyoruz. Bu oyun grubu dinlemeye zorluyor.

Dil yükü burada kasıtlı olarak düşük. Amaç, ilk konuşmayı kolaylaştırmak. İnsan yirmi dakika boyunca ayakta durmuş ve birkaç kez sesini çıkarmışsa, sonraki cümle çok daha kolay geliyor.

İkinci bölüm: yapılı doğaçlama, kırk dakika

Buradan itibaren iş dille ilgili. Ama serbest sahne değil, kurallı oyunlar.

Üç kelime. Sana üç rastgele kelime verilir, bir sahne kurarsın ve üçünü de kullanmak zorundasın. Kısıt, yaratıcılığı serbest bırakır çünkü seçenek azaldıkça karar kolaylaşır.

Soru sorulmaz. Sahne boyunca soru cümlesi yasak. Bu oyun, kaçmayı engelliyor: soru sormak topu karşıya atmanın en kolay yolu. Yasaklandığında beyan cümlesi kurmak zorunda kalırsın ve beyan cümlesi risk içerir.

Duygu değiştirme. Aynı iki satırlık diyaloğu beş farklı duyguyla oynarsın. Kelimeler aynı, taşıdıkları şey değişir. Bu, tonlama ve vurgu üzerinde çalışmanın en hızlı yolu ve Türkçe konuşanların İngilizcede en çok zorlandığı alan burası.

Statü oyunları. Biri üstte, biri altta. Rütbe, dilin kaydını değiştirir: nasıl rica edersin, nasıl emredersin, nasıl geri adım atarsın. İş İngilizcesinde en çok işe yarayan şey bu.

Her oyun kısa, üç ile beş dakika. Sonra sıra değişir. Kimse iki saat boyunca aynı şeyi yapmaz.

Üçüncü bölüm: sahne çalışması, kırk dakika

Şimdi daha uzun sahneler kuruyoruz. İki ya da üç kişi, beş ile yedi dakika.

Sahne bir durumla başlıyor: bir iş görüşmesi, bir şikâyet, bir veda, bir pazarlık. Karakterler ve ilişki katılımcılar tarafından kuruluyor. Hiçbir şey yazılı değil.

Burada dil kendiliğinden zorlaşıyor, çünkü durumun bir sonucu var. Karakterin bir şey istiyor ve alması gerekiyor. İstemek, ikna etmek, direnmek, geri adım atmak; bunlar yapay tartışma konularının asla üretemediği baskılar. O baskı altında kurulan cümle akılda kalıyor.

Grubun geri kalanı izliyor. İzlemek boşa geçen zaman değil: başkasının tıkandığı yeri görmek, kendi tıkanmanı fark etmekten daha kolaydır.

Dördüncü bölüm: geri bildirim, yirmi dakika

Kritik nokta şu: düzeltme sahne sırasında yapılmaz.

Cümlenin ortasında kesilen kişi bir daha başlamaz. Bu yüzden akış korunur, notlar sonda verilir. Sonda verilen geri bildirim üç şeye bakar: tekrar eden yapı hataları, telaffuzda anlamı bozan noktalar, ve tıkanıldığında kullanılabilecek toparlama kalıpları.

Son kısım en çok işe yarayanı. Ana dili İngilizce olan insanlar da cümlenin ortasında yanlış yapı seçer, ama durmadan devam eder: "what I mean is", "let me put it another way", "sorry, I'll start again". Bunlar öğrenilir. Öğrenildiğinde konuşma kesintisiz hale gelir ve akıcılık algısının büyük kısmı zaten budur.

Kendi başına ne yapabilirsin

Gruba gelmesen bile üç ilkeyi taşıyabilirsin.

Sesli ve ayakta çalış. İçinden tekrar etmek pratik değildir. Okuduğun bir paragrafı, ayakta, yüksek sesle ve tonlayarak yeniden anlat.

Rol değiştir. Aynı durumu iki farklı karakterle konuş. Önce şikâyet eden müşteri ol, sonra sakinleştiren görevli. Perspektif değişimi dilin farklı kayıtlarını zorlar.

Kendini kısıtla. Beş dakika konuş ama "I think" deme. Ya da soru sorma. Kısıt, alışkanlık dışına çıkmanın en hızlı yolu.

Kimin için uygun değil

Dürüst olmak gerekirse bu yöntem herkese uygun değil.

Sıfırdan İngilizce öğreniyorsan önce bir dil kursu daha doğrudur. Doğaçlama, var olan bilgiyi harekete geçirir; olmayan bilgiyi yaratmaz. B1 eşiği tam bu yüzden var: cümle kurabiliyor olman gerekiyor, kurduğun cümle kusurlu olabilir.

Bir de şu var: ilk iki hafta rahatsız edici gelir. Ayakta durmak, izlenmek, hazırlıksız konuşmak. Rahatsızlığın kaynağı İngilizce değil, görünür olmak. Grup bunu genellikle üçüncü haftada çözüyor ama baştan bilmek iyi olur.

Devamı

Bu yöntemle çalışan programımız English Drama Lab. Oturumlar tamamen İngilizce yürüyor, gruplar küçük tutuluyor, dönem seyircili bir kapanışla bitiyor.

Yöntemin neden işe yaradığına dair araştırma tarafı şu yazıda, konuşma kulüpleriyle karşılaştırması şurada. Programların tamamı İngilizce drama sayfasında.

doğaçlama ile ingilizceingilizce doğaçlama oyunlarıdrama ile dil pratiği nasıl yapılıringilizce drama oturumuimprovisation ingilizce

okumaktan yapmaya

ENGLISH DRAMA LAB

Dil Öğretmiyoruz. Dili Deneyimliyoruz.

3 Ekim Cumartesi · 15:0012, 8 ya da 4 haftaPera & Kadıköy
programı incele →
İngilizce Drama · devamı

İlgili yazılar