İngilizce Konuşma Kulübü Nasıl Seçilir? Kaydolmadan Önce Sorulacak 7 Soru
Konuşma kulüplerinin tanıtım metinleri birbirine benziyor: samimi ortam, anadili konuşan moderatör, rahat atmosfer. Bunların hiçbiri ayırt edici değil. Ayırt edici olan yedi şey var ve hepsini kaydolmadan önce sorabilirsin.
İstanbul'da İngilizce konuşma kulübü ararken karşına çıkan tanıtım metinleri neredeyse aynı üç şeyi söylüyor: samimi bir ortam, anadili İngilizce olan bir moderatör, baskısız bir atmosfer.
Üçü de kulağa hoş geliyor ve üçü de ayırt edici değil. Çünkü hiçbiri ölçülebilir bir şey söylemiyor ve herkes söylüyor.
Ayırt edici olan şeyler ölçülebilir olanlar. Aşağıdaki yedi soruyu kaydolmadan önce, tek bir mesajla sorabilirsin. Verilen cevaplar, tanıtım metninden çok daha fazlasını anlatır. Bazı durumlarda cevap verilmemesi de bilgidir.
1. Grupta kaç kişi var?
İlk ve en önemli soru bu, çünkü konuşma süresi kişi sayısına bölünüyor.
On kişilik bir grupta iki saatin matematiği acımasız: açılış, konu geçişleri, sessizlikler ve grubun doğal dengesizliği düşüldüğünde kişi başına on dakika kalıyor. Yirmi kişilik bir grupta dinleyici oluyorsun.
Sor: kontenjan kaç, ortalama kaç kişi geliyor. İki sayı farklıysa ikincisi doğru olandır. "Değişiyor" cevabı genellikle kalabalık demektir.
2. Katılım sabit mi, herkes her hafta gelebiliyor mu?
Serbest katılımlı gruplarda her hafta farklı insanlarla karşılaşırsın. Bu kulağa çeşitlilik gibi gelir ama bir maliyeti var: her oturum tanışmayla başlar ve hiç kimse senin geçen hafta nerede zorlandığını bilmez.
Kapalı gruplarda, yani dönem başında belirlenen sabit bir katılımcı listesiyle yürüyen yapılarda güven daha hızlı kurulur. Konuşmanın önündeki en büyük engel utanmaksa, aynı insanlarla çalışmak bunu doğrudan çözer.
Sor: grup sabit mi, ortada katılan olabiliyor mu.
3. Seviyeler ayrılıyor mu, nasıl ayrılıyor?
B1 ile C1 aynı gruptaysa biri susar, diğeri sıkılır. İkisi de kaybeder.
Başvuru sırasında seviyenin sorulup sorulmadığı, grubun gerçekten dengelenip dengelenmediğinin işaretidir. Sınav yapılması gerekmez, kişinin kendi tahmini çoğu zaman yeterlidir. Ama hiç sorulmuyorsa gruplar tesadüfe bırakılıyordur.
Sor: seviye soruluyor mu, gruplar buna göre mi kuruluyor.
4. Oturarak mı çalışılıyor, ayakta mı?
Bu soru beklenmedik gelebilir ama en belirleyicilerden biri.
Masada oturarak konuşurken cümleyi önce kafanda kurup sonra çeviriyorsun. Sohbetin temposu buna izin verdiği için çeviri alışkanlığı pekişiyor. Ayakta, bir eylemin içinde kurulan cümlede o basamağa vakit yok.
Bellek araştırmalarında bu farka eylem üstünlüğü deniyor: yapılan bir şey, yalnızca söylenen bir şeyden daha iyi hatırlanıyor. Mekanizmayı ayrı bir yazıda araştırma kaynaklarıyla birlikte anlattım.
Sor: oturumda ayağa kalkılıyor mu, hareket var mı.
5. Hata nasıl ele alınıyor?
Burada iki uç var ve ikisi de işe yaramıyor.
Her hatanın anında düzeltildiği ortamda konuşmayı bırakırsın. Cümlenin ortasında kesilmek, bir daha başlamama sebebidir. Öte yandan hiç geri bildirim olmayan ortamda yanlış yapılar pekişir ve aylar sonra aynı hatayı daha hızlı yapıyor olursun.
İşe yarayan kurgu ortada: akış bölünmez, geri bildirim sonradan ve toplu verilir.
Sor: düzeltme ne zaman ve nasıl yapılıyor.
6. Yürütücü kim, ne yapıyor?
"Anadili İngilizce" tek başına bir yeterlilik değil. Türkçe konuşabilen herkes Türkçe öğretemez.
Önemli olan, o kişinin grubu yönetme biçimi: sessiz kalanı konuşmaya nasıl dahil ediyor, baskın konuşanı nasıl dengeliyor, tıkanan birine nasıl yardım ediyor. Bunlar yöntem gerektiren şeyler.
Sor: yürütücünün eğitim geçmişi ne, grup yönetimi konusunda nasıl çalışıyor.
7. Bir bitiş noktası var mı?
Açık uçlu gruplarda ilerleme ölçülemez. Ne zaman başladığın belli, ne kadar ilerlediğin belirsizdir. Bu yüzden çoğu kişi birkaç ay sonra bırakır ve bunu kendi disiplinsizliğine yazar.
Sunum, sahne, kayıt ya da dönem sonu değerlendirmesi gibi bir kapanışı olan yapılarda insanlar daha çok çalışır, çünkü çalışmanın gideceği bir yer vardır.
Sor: dönem ne kadar sürüyor, sonunda ne oluyor.
Cevapları nasıl okuyacaksın
Yedi soruyu sorduğunda genellikle üç tip cevap alırsın.
Net sayılar verenler. Kontenjan on iki, gruplar sabit, dönem on iki hafta, sonunda şu var. Bu cevap, yapının düşünülmüş olduğunu gösterir. Sana uygun olup olmadığı ayrı bir konu, ama en azından ne aldığını biliyorsun.
Genel geçer cevap verenler. "Samimi bir ortam", "kişiye göre değişir", "gel bir dene". Kötü niyet olmayabilir, ama ölçülebilir bir şey yoksa muhtemelen ölçülen bir şey de yok.
Soruyu geçiştirenler. Özellikle kontenjan sorusundan kaçılıyorsa cevap büyük olasılıkla hoşuna gitmeyecek bir sayıdır.
Kategoriyi de sorgulamaya değer
Yedi soruyu sorup iyi bir konuşma kulübü bulabilirsin ve bu gerçekten işine yarayabilir. Özellikle halihazırda konuşabiliyorsan, düzenli bir bakım çalışması olarak değerli.
Ama tıkanma noktan "konuşmaya başlayamıyorum" ise, sorun seçtiğin kulüpte değil kategoride olabilir. Konuşma kulübü, konuşabilen insanlar için tasarlanmış bir formattır. Konuşamayan birini masaya oturtmak, zaten yapamadığı şeyi yapmasını beklemek olur.
O durumda aranacak şey daha iyi bir kulüp değil, konuşmayı zorunlu kılan bir yapıdır. İstanbul'daki seçeneklerin dürüst bir karşılaştırmasını altı yöntemi yan yana koyduğumuz yazıda bulabilirsin.
Bizim cevaplarımız
Yukarıdaki yedi soruyu kendimize sorduk, cevaplarımız şunlar.
Gruplar küçük ve sabit. Seviye başvuruda soruluyor, gruplar buna göre dengeleniyor, sınav yapılmıyor. Oturumların tamamı İngilizce yürüyor ve herkes her oturumda ayağa kalkıyor, çünkü çalışma doğaçlama ve sahne üzerinden kurulu. Geri bildirim akışı bölmeden, çalışma sonunda veriliyor. Dönem belirli bir uzunlukta ve seyircili bir kapanışla bitiyor.
B1 seviyesi yeterli, akıcı olmak gerekmiyor.
Güncel kontenjan ve gün bilgisi için İngilizce konuşma kulübü sayfasına ya da doğrudan English Drama Lab programına bakabilirsin.
okumaktan yapmaya
ENGLISH DRAMA LAB
Dil Öğretmiyoruz. Dili Deneyimliyoruz.
İlgili yazılar
- Çocuğum Yabancı Dilde Konuşmaktan Utanıyor: Sahne Neden İşe Yarıyor?Utanma bir karakter özelliği değil, bir risk hesabı. Çocuk yanlış cümlenin bedelini yüksek buluyor ve susmayı seçiyor. Bedeli düşürmenin yolu daha çok cesaretlendirmek değil.
- İngilizce Aksanımdan Utanıyorum: Aksan Kaygısı ÜzerineAksanını yok etmeye çalışmak, konuşmamak için bulunmuş en makul bahane. Anlaşılırlık ile aksansızlık aynı şey değil ve ikincisi zaten hedef olmamalı.
- Toplantıda İngilizce Konuşamıyorum: İş İngilizcesinin Asıl SorunuMaili yazıyorsun, sunumu hazırlıyorsun, dokümanı okuyorsun. Ama toplantıda araya girmen gerektiğinde susuyorsun. Bu bir kelime dağarcığı sorunu değil, bir zamanlama ve statü sorunu.