Çocuğum İngilizce Biliyor Ama Konuşmuyor: Neden ve Ne Yapmalı?
Notları iyi, kelime dağarcığı yerinde, sınavlardan geçiyor. Ama yabancı biri soru sorduğunda susuyor. Bu bir bilgi eksikliği değil ve daha fazla çalışmakla çözülmüyor.
Tablo çoğu velide aynı.
Çocuk yıllardır İngilizce görüyor. Okulda haftada birkaç saat, belki bir de kurs. Notları iyi. Kelimeleri biliyor, boşluk doldurma sorularını yapıyor, dizileri altyazıyla izliyor. Sonra tatilde bir yabancı çocuk gelip bir şey soruyor ve senin çocuk susuyor.
Ya da daha tanıdık hâli: sen soruyorsun, "hadi bana İngilizce bir şey söyle", ve çocuk kaçıyor.
Bu tabloyu gören velinin ilk tepkisi genellikle aynı oluyor: demek ki daha çok çalışması gerekiyor. Kurs saatini artırıyor, yeni bir uygulama indiriyor, birebir çalışmayı gündeme getiriyor.
Çoğu zaman bu işe yaramıyor, çünkü tespit yanlış. Sorun bilgi eksikliği değil.
Anlamak ve konuşmak aynı beceri değil
Dil ediniminde pasif ve aktif beceri diye bir ayrım var. Okumak ve dinlemek pasif: dil çocuğa geliyor, o işliyor. Konuşmak aktif: cümleyi çocuk kuruyor, o anda, biri beklerken.
Bu ikisi ayrı gelişiyor ve ayrı çalışılmadıkça birbirini doğurmuyor. Bir çocuk yıllarca İngilizce içerik izleyerek çok iyi bir dinleyici olabilir ve hâlâ konuşamaz. Piyanonun nasıl çalındığını bilmekle piyano çalmak arasındaki fark gibi.
Okul sisteminin ölçtüğü şey neredeyse tamamen pasif beceri. Sınavda boşluk doldurulur, eşleştirme yapılır, okuma parçası anlaşılır. Konuşma ya hiç ölçülmez ya da hazırlanmış bir metnin okunmasıyla ölçülür. Yani çocuk on yıl boyunca değerlendirildiği şeyde başarılı olur ve değerlendirilmeyen şeyde hiç ilerlemez.
Not iyi olduğu için de kimse bir sorun görmez. Sorun tatilde ortaya çıkar.
İkinci ve daha zor kısım: risk almak
Teknik tarafı bir yana, işin bir de duygusal tarafı var ve özellikle ergenlikte belirleyici olan bu.
Konuşmak hata yapmayı göze almak demek. Yanlış kelime, yanlış zaman, yanlış telaffuz. Çocuk için bunun bedeli, yetişkinin tahmin ettiğinden yüksek: gülünme riski, akranın önünde küçük düşme riski.
On iki yaşındaki bir çocuk için akranının onayı, doğru cümle kurmaktan çok daha önemlidir. Bu yüzden emin olmadığı bir cümleyi söylemek yerine susar. Susmak akıllı bir stratejidir, çünkü kimse susan çocuğa gülmez.
Sınıf ortamı bunu genellikle çözmez, bazen büyütür. Yirmi kişilik bir sınıfta parmak kaldırıp yanlış cevap vermenin sosyal maliyeti yüksektir. Öğretmen ne kadar iyi olursa olsun, o hesabı çocuk yapıyor.
Yani çocuğun sustuğu yerde iki şey birlikte çalışıyor: aktif beceri hiç çalışılmamış, ve çalışmayı deneyecek ortam güvenli değil.
Sahnenin burada ne işi var
Drama temelli çalışmanın bu iki soruna aynı anda dokunmasının sebebi şu.
Birincisi, konuşmayı zorunlu kılıyor. Bir doğaçlama sahnesinde karşındaki bir şey yapar ve sen karşılık vermek zorundasın. Cümleyi önce kafanda kurup çevirmeye vakit yok. Kurulan cümle kusurlu olur ama çeviri basamağı atlanır. Aylar içinde asıl değişen şey budur.
İkincisi, sorumluluğu devrediyor. Bu, sezgiye aykırı olanı. Çocuk kendi adına konuşurken hata yaparsa hatayı yapan kendisi olur. Bir karakter olarak konuşurken hatayı karakter yapar. Aradaki bu küçük mesafe, utanma eşiğini gözle görülür biçimde düşürüyor. Sahnede yanlış bir şey söylemek, sınıfta yanlış cevap vermekle aynı şey gibi hissedilmiyor.
Bir de üçüncüsü var: sahnede hata malzemedir. Beklenmedik bir cümle sahneyi bozmaz, yeni bir yöne çevirir. Çocuk bunu bir kez fark ettiğinde risk alma maliyeti düşer.
Bellek araştırmalarında eylem üstünlüğü diye bilinen bir bulgu da bu yöndedir: yapılan bir şey, yalnızca söylenen bir şeyden daha iyi hatırlanıyor. Bunun dayanaklarını ayrı bir yazıda ele aldım. Dürüst olmak gerekirse bu bulgular yönü destekliyor ama "drama şu kadar kat daha iyi" diyen bir ölçüm yok; öyle diyen varsa fazla söylüyordur.
Evde ne yapabilirsin
Program tarafını bir yana bırakalım, evde işe yarayan ve yaramayan şeyler var.
İşe yaramayanlar. "Hadi bana İngilizce bir şey söyle" demek. Bu bir sınavdır ve çocuk sınavı reddeder. Yanlış telaffuzu anında düzeltmek. Cümlenin ortasında kesilen çocuk bir daha başlamaz. Akraba karşısında performans istemek. Bunun sosyal maliyeti en yüksek olan.
İşe yarayanlar. Altyazıyı Türkçeden İngilizceye çevirmek, sonra tamamen kaldırmak; kademeli olarak. Çocuğun ilgilendiği alanda İngilizce içerik bulmak, çünkü oyun ya da müzik için dil araç olur, hedef olmaz. Kısa ve amaçsız İngilizce sohbetler: yemek hazırlarken, yolda, iki üç cümle. Amaçsız olması önemli, çünkü değerlendirilmediğini bilmesi gerekiyor.
Bir de şu: çocuğun senin önünde hata yapmasına izin vermek, senin de hata yapmanla kolaylaşıyor. İngilizcen kusurluysa bunu saklamamak, sandığından daha etkili.
Bizim programımız
Techne Lab'da English Drama Youth 10 ile 17 yaş arası için yürüyor. Dil öğretmiyoruz: gramer anlatmıyor, kelime listesi vermiyor, sınav yapmıyoruz. Yaptığımız şey, İngilizcenin zorunlu olduğu durumlar kurmak.
Gruplar yaşa göre ayrılıyor, 10 ile 14 ve 15 ile 17 ayrı çalışıyor. Bunun sebebini ayrıca yazdık; kısaca, on bir yaşındaki çocukla on altı yaşındaki gencin risk alma biçimi aynı değil.
B1 seviyesi öneriyoruz, yani sohbet edebiliyorsa yeterli. Akıcı olması gerekmiyor, zaten çalışılan şey o. Yıl ekimde başlıyor, mayısta seyircili bir final gösterisiyle kapanıyor.
Şunu da açık söyleyelim: bu program bir İngilizce kursunun yerini almıyor. Çocuk gramer ve kelime tarafında zayıfsa okul ya da kurs o işi yapmaya devam etmeli. Drama, var olan bilgiyi harekete geçiriyor; olmayan bilgiyi yaratmıyor.
Ama çocuğun bildiği halde konuşmuyorsa, eksik olan şey daha fazla bilgi değil. Eksik olan, dili hiç bir eylemin içinde kullanmamış olması.
Bunun çözümü masada değil, ayakta.
Seçenekleri karşılaştırmak istersen çocuklar için İngilizce drama sayfasına bakabilir, sorularını bize doğrudan sorabilirsin.
okumaktan yapmaya
ENGLISH DRAMA YOUTH (10–17)
Dil Öğretmiyoruz. Dili Deneyimliyoruz.
İlgili yazılar
- Çocuğum Yabancı Dilde Konuşmaktan Utanıyor: Sahne Neden İşe Yarıyor?Utanma bir karakter özelliği değil, bir risk hesabı. Çocuk yanlış cümlenin bedelini yüksek buluyor ve susmayı seçiyor. Bedeli düşürmenin yolu daha çok cesaretlendirmek değil.
- İngilizce Aksanımdan Utanıyorum: Aksan Kaygısı ÜzerineAksanını yok etmeye çalışmak, konuşmamak için bulunmuş en makul bahane. Anlaşılırlık ile aksansızlık aynı şey değil ve ikincisi zaten hedef olmamalı.
- Toplantıda İngilizce Konuşamıyorum: İş İngilizcesinin Asıl SorunuMaili yazıyorsun, sunumu hazırlıyorsun, dokümanı okuyorsun. Ama toplantıda araya girmen gerektiğinde susuyorsun. Bu bir kelime dağarcığı sorunu değil, bir zamanlama ve statü sorunu.