İngilizce Konuşma Kulübüne Gittim, İşe Yaramadı: Nerede Tıkandı?
Birkaç hafta gittin, sonra seyrekleşti, sonra bıraktın. Kendine "disiplinsizim" dedin. Muhtemelen değilsin. Konuşma kulüplerinin üç yapısal sorunu var ve üçü de senin çabanla ilgili değil.
Hikâye neredeyse her seferinde aynı şekilde anlatılıyor.
Bir konuşma kulübü buldun. İlk hafta heyecanlıydın. İkinci hafta da fena değildi. Üçüncü haftada gitmemek için bir sebep buldun. Dördüncüde artık aramıyordun.
Sonra kendine şunu söyledin: ben devam ettiremiyorum, disiplinim yok.
Bu açıklama rahatlatıcı olduğu için tercih ediliyor, ama çoğu zaman yanlış. Aynı insan haftada üç kez spor salonuna gidiyor, işinde projeleri bitiriyor, dizi sezonlarını tamamlıyor. Sorun devam etme kapasitesinde değil. Sorun, o iki saatte gerçekte ne olduğunda.
Üç yapısal sorun var. Hiçbiri senin motivasyonunla ilgili değil.
Birinci sorun: konuşma süresi bölünüyor
En az tartışmalı olan bu, çünkü burada yorum yok, aritmetik var.
On kişilik bir masada iki saat oturuyorsun. Açılış turu, konu geçişleri, sessizlikler ve grubun doğal dengesizliği düşüldüğünde kişi başına düşen aktif konuşma süresi çoğunlukla on dakikayı geçmiyor. Grupta bir ya da iki kişi baskın çıkıyor, geri kalanlar dinliyor.
Dinlemek kötü bir şey değil. Ama senin zaten yapabildiğin şey dinlemek. Zorlandığın şey konuşmak ve iki saatlik bir etkinlikten on dakika konuşarak çıkıyorsun.
Yol boyu geçen süreyi de hesaba kat. Kadıköy'den Beşiktaş'a gidip dönmek, on dakika konuşmak için harcanan üç saat demek. Bilinçli olarak hesaplamasan da bir yerinde bunu hissediyorsun. Üçüncü hafta bulduğun o "sebep" aslında bu hesabın sonucudur.
İkinci sorun: yanlış kası çalıştırıyorsun
Bu daha az görünür ama daha belirleyici.
Masada sohbet ederken üç adım tekrarlanıyor: ne söyleyeceğine karar veriyorsun, Türkçe düşündüğünü İngilizceye çeviriyorsun, sonra söylüyorsun. Sohbetin temposu buna izin veriyor. Sıranı bekliyorsun, bu arada cümleni hazırlıyorsun, sonra teslim ediyorsun.
Sorun şu: bu üç adım her tekrarda pekişiyor. Yani konuşma kulübüne düzenli gidersen bile, çalıştığın şey akıcılık değil, çeviri hızı oluyor. Çeviri hızın gerçekten artıyor. Ama çeviri basamağı yerinde kalıyor.
Yıllarca "pratik yapıyorum" deyip hâlâ konuşurken donan insanların çoğu az pratik yapmış değil. Yanlış şeyi çalışmış.
Üçüncü sorun: konunun kendisi yapay
Konuşma kulüplerinde en çok harcanan enerji konu bulmaya gidiyor. "Sosyal medya faydalı mı?" "Uzaktan çalışma mı ofis mi?"
Bu soruların ortak özelliği şu: kimsenin gerçekten cevaplamak istediği sorular değil. Fikrini söylüyorsun çünkü sıra sana geldi, karşındaki de öyle. Kimse bir şey kazanmıyor, kimse bir şey kaybetmiyor. Konuşmanın hiçbir sonucu yok.
Dil ise sonuç olan yerlerde öğreniliyor. Bir şey istediğinde, birini ikna etmeye çalıştığında, anlaşmazlığı çözmen gerektiğinde. Yapay tartışma konuları bu baskıyı üretemediği için, üretilen cümleler de yüzeyde kalıyor ve hiçbir yere kaydedilmiyor.
Peki ne işe yarıyor
Konuşma kulüpleri işe yaramıyor demiyorum. Neyi çözdüğünü doğru anlamak gerekiyor.
Halihazırda konuşabilen biri için konuşma kulübü iyi bir bakım çalışmasıdır. Dili paslanmaktan korur, sosyal bir alan sunar ve insanları o ortama getiren şey çoğu zaman budur. Küçümsenecek bir şey değil.
Tıkanma noktası şurada: konuşma kulübü, konuşamayan birini konuşur hale getirmek için tasarlanmamıştır. O kişiyi masaya oturtursan, zaten yapamadığı şeyi yapmasını beklemiş olursun. Genellikle susar, birkaç hafta sonra gelmez ve bunu kendi başarısızlığı sanır.
Senin yaşadığın da büyük olasılıkla buydu.
Sıradaki adımı seçerken
Yeni bir konuşma kulübü aramadan önce şu dördüne bak. Bunlar kategoriden bağımsız olarak ayırt edici.
Kontenjan kaç? Cevabı kaçamaklıysa, cevabın kendisi bilgidir. Küçük grup, pahalı olduğu için değil, matematik yüzünden gerekir.
Oturuyor mu, ayakta mı? İki saat sandalyede kalınıyorsa çalıştığın kas yine çeviri kası olacaktır. Bir eylemin içinde kurulan cümle daha iyi yerleşiyor, bunun bellek araştırmalarındaki karşılığını ayrı bir yazıda anlattım.
Hata nasıl ele alınıyor? Her hatanın anında düzeltildiği yerde konuşmayı bırakırsın. Hiç geri bildirim olmayan yerde yanlışlar pekişir. İyi kurgu, akışı bölmeden sonradan verilen geri bildirimdir.
Bir bitiş noktası var mı? Sunum, sahne ya da kayıt gibi bir kapanışı olan yerlerde insanlar daha çok çalışır. Açık uçlu sohbet gruplarında ilerleme ölçülemediği için çoğu kişi zaten birkaç ay sonra bırakır. Senin bıraktığın gibi.
Bu dört sorunun daha ayrıntılı hâli ve seçim ölçütleri İngilizce konuşma kulübü sayfamızda duruyor.
Bizim yaptığımız
Techne Lab'da İngilizce dil öğretmiyoruz. Gramer anlatmıyor, kelime listesi vermiyoruz. Yaptığımız şey, İngilizcenin zorunlu olduğu durumlar kurmak.
Oturumlar tamamen İngilizce yürüyor. Doğaçlama oyunlarıyla başlıyor, kısa sahnelere geçiyor, sonra metinle çalışıyoruz. Herkes her oturumda ayağa kalkıyor, çünkü kontenjan buna göre belirleniyor. Hata malzeme sayılıyor, çünkü sahnede hatanın üstüne bir şey kurmak zaten işin kendisi.
Konu bulma sorunu da ortadan kalkıyor: sahne sana bir durum veriyor, sen içinde konuşuyorsun. Üçüncü haftada sıkılma ihtimali bu yüzden çok daha düşük.
B1 seviyesi yeterli. Akıcı olman gerekmiyor, zaten üzerinde çalışılan şey o.
Programın nasıl ilerlediğini English Drama Lab sayfasında görebilir, hangi grupta yer olduğunu bize sorabilirsin.
Bir konuşma kulübünden ayrıldığın için kendini suçlamana gerek yok. Büyük olasılıkla doğru sonucu yanlış sebeple çıkardın.
okumaktan yapmaya
ENGLISH DRAMA LAB
Dil Öğretmiyoruz. Dili Deneyimliyoruz.
İlgili yazılar
- Çocuğum Yabancı Dilde Konuşmaktan Utanıyor: Sahne Neden İşe Yarıyor?Utanma bir karakter özelliği değil, bir risk hesabı. Çocuk yanlış cümlenin bedelini yüksek buluyor ve susmayı seçiyor. Bedeli düşürmenin yolu daha çok cesaretlendirmek değil.
- İngilizce Aksanımdan Utanıyorum: Aksan Kaygısı ÜzerineAksanını yok etmeye çalışmak, konuşmamak için bulunmuş en makul bahane. Anlaşılırlık ile aksansızlık aynı şey değil ve ikincisi zaten hedef olmamalı.
- Toplantıda İngilizce Konuşamıyorum: İş İngilizcesinin Asıl SorunuMaili yazıyorsun, sunumu hazırlıyorsun, dokümanı okuyorsun. Ama toplantıda araya girmen gerektiğinde susuyorsun. Bu bir kelime dağarcığı sorunu değil, bir zamanlama ve statü sorunu.