İçeriğe atla
Techne Lab
TÜİK Verileri Ne Söylüyor? Bağımsız Tiyatro Görünmezleşiyor

Sektör

TÜİK Verileri Ne Söylüyor? Bağımsız Tiyatro Görünmezleşiyor

Halil Yağız Şanal2026-07-184 dk

TÜİK 2024-25 verilerine göre tiyatro seyircisi arttı; ama özel tiyatrolar 252 bin seyirci kaybetti. Rekor başlıklarının ardındaki tablo: bağımsız sahne istatistiklerde bile görünmez oluyor.

"Tiyatroda rekor artış." Haziran başında TÜİK, 2024-25 sezonu Sinema ve Gösteri Sanatları İstatistiklerini açıkladığında manşetler böyleydi: toplam seyirci 8 milyon 183 bini geçmiş, tiyatro büyüyormuş. Bülten türlere göre tasnif içermediği için hemen her mecra haberi aynı iyimser başlıkla geçti. Sayfanın derinliklerindeki excel dosyalarına inince hikâye değişiyor. Ödenekli tiyatrolar — Devlet Tiyatroları ve belediye sahneleri — seyircisini 418 bin artırırken, özel tiyatrolar 252 bin seyirci kaybetti. Toplamdaki yüzde 1,6'lık artış, bir önceki sezonun yüzde 28,2'lik artışının yanında zaten sönük. Rekor filan yok. Yeniden dağılım var: seyirci kamu bütçeli sahnelere kayıyor, bağımsızlar eriyor.

Ve bu erime, temmuz başında Şişli Tiyatrosu'nun kapanışıyla istatistik olmaktan çıkıp adres kazandı.

İstatistiğin kör noktası

Asıl sorun rakamların kendisinde değil, tasnifinde. TÜİK "özel tiyatro" kategorisine hem sıfır kamu destekli, üç kişilik kadroyla üreten bağımsız toplulukları hem de holding sermayesiyle dev salonlarda kapalı gişe oynayan yapımları koyuyor. Cihangir Atölye Sahnesi'nden Arzu Gamze Kılınç'ın tespitiyle bu tasnif, "birbirine zıt üretme tercihlerinin farkını görünmez kılıyor" — bir yanda emeğe dayalı üretim, öte yanda sermayenin refleksleri. Kılınç'ın benzetmesi Ferhan Şensoy'dan: Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı. Geçmişin bakkal sayısıyla bugünü karşılaştıran herkes, bağımsız sahnelerin bu rekabette nereye sürüklendiğini görebilir.

25 kişilik bir stüdyo sahnesiyle 2 bin 500 kişilik bir salon aynı satırda toplanınca, 252 binlik kaybın asıl adresi istatistikten okunamıyor. Moda Sahnesi'nden Kemal Aydoğan'ın uyarısı da aynı yönde: bu düzen "tiyatroların sınıfsız, kaynaşmış, homojen bir topluluk olduğu yanılsaması" yaratıyor. Apartman Sahne'den Sıla Erkan'a holding yapımlarıyla aynı kategoride anılmanın etkisi sorulduğunda cevabı tek kelime: "Görünmüyoruz."

Kayıp seyirci nereye gitti?

Kolay cevap: bilet fiyatlarına. Aydoğan'ın formülü net — "Her zamla birlikte bazı seyirciler 'seyirci olmaktan' eleniyor." Moda Sahnesi yüzde 70-80 dolulukla oynuyor ama her zam satış grafiğini dalgalandırıyor. Bağımsız sahneler erimeyi indirim kampanyalarıyla, bir alana bir bedava uygulamalarıyla, davetiyelerle telafi etmeye çalışıyor; Erkan'ın deyişiyle tek gelir kaynakları olan bilet gelirinden vazgeçerek. Salon doluyor ama tiyatro yaşamıyor. Üstelik tanıtım artık üretimle yarışan bir mesai: Erkan, sosyal medya görünürlüğünü korumak için neredeyse birkaç ayda bir yeni oyun çıkarma baskısı hissettiklerini söylüyor. Bu temponun ne yaratıcı ne de ekonomik karşılığı var.

Yine de tablo tek renkli değil. Koma Sahnesi'nden Ilgın Sönmez, küçük sahne ekonomisinin yalnızca seyirci sayısıyla değil aidiyetle işlediğini hatırlatıyor: insanlar çoğu zaman bir oyuna değil, o mekânın yarattığı karşılaşma alanına geliyor. "Burada satın alınan şey yalnızca bir bilet değil; ortak bir hikâye." Yakın temaslı tiyatronun seyircisi kolay küsmüyor — azalıyor, zorlanıyor ama kopmuyor. Bu bağ, istatistiğe girmeyen tek sermaye ve şu an sektörü ayakta tutan da büyük ölçüde o.

Zor cevap ise yapısal. Kamu kaynağı ödenekli sahnelere akarken, mevzuat bağımsız tiyatrocuyu hâlâ tüccar olarak tanımlıyor. Kılınç'ın önerisi radikal ama tutarlı: bağımsız tiyatrolar şirket statüsünden çıkarılmalı, tiyatro alanı kamusal alan olarak tanınmalı, yapısal tanımları yeniden yapan bir Tiyatro Yasası çıkarılmalı. Aydoğan'ın tek maddelik programı daha da yalın: tiyatrolar vergiden muaf tutulsun.

"Küçük sahne yalnızca bir mimari tercih ya da işletme modeli değil; sanatsal alanın araştırma ve geliştirme laboratuvarıdır. Eğer bu alanlar daralırsa yalnızca birkaç sahne kaybetmiş olmayız; geleceği kaybederiz." — Ilgın Sönmez, Koma Sahnesi

Laboratuvar kapanırsa ne olur?

Sönmez'in laboratuvar metaforu bu tartışmanın kalbi. Büyük kurumların yıllar sonra güvenle sahneye taşıdığı estetik yaklaşımlar, anlatı dilleri, yaratıcı riskler — hepsi önce küçük sahnelerde denenir, başarısız olur, yeniden kurulur, olgunlaşır. Ar-ge bütçesi kesilen bir sektör bir süre eski ürünleriyle idare eder; sonra durur. Tiyatro için mekanizma aynı. Koma Sahnesi bu daralmada ilk kaybedilenin sanatsal risk değil, o riski taşıyacak üretim koşulları olduğunu söylüyor: daha uzun prova süreçleri, daha geniş ekipler, daha güçlü teknik olanaklar teker teker törpüleniyor. Bugün 252 bin seyirci kaybı gibi görünen şey, on yıl sonra sahnelenecek oyunların şimdiden iptali olabilir.

İstanbul'da hâlâ üreten bağımsız sahnelerin direnci etkileyici; ama direnç bir kültür politikası değildir, veri düzeltmesi hiç değildir. İlk adım belki de en ucuzu: TÜİK'in bir sonraki bültende bağımsız toplulukları ayrı bir satırda sayması. Görünmeyen şey savunulamaz.

Sönmez'in sorusunu tekrar soralım, çünkü cevabı hepimizi bağlıyor: bu toplum, yeni hikâyelerin ortaya çıkacağı küçük sahneleri korumak istiyor mu — yoksa bütün sahnelerin birbirine benzediği, aynı güvenli tercihlerin tekrarlandığı bir kültür ortamına razı mı?


Yazar hakkında: Halil Yağız Şanal, Techne Lab İstanbul'un kurucusudur.


İlgili yazılar: İstanbul'da Bağımsız Tiyatro Ekonomisi: Anket · 'Bağımsız' Kelimesinin Ardında · Şişli Tiyatrosu Kapandı

Techne Lab hakkında · Atölyeler

bağımsız tiyatrotüiktiyatro istatistiklerikültür politikasıistanbul sahneleri