Sektör
Tiyatrocu ve Gig Ekonomisi: Görünmeyen Emek Modeli
Türkiye'de tiyatrocu olmak, resmi tanımı bile olmayan bir mesleği icra etmek demek. Gig ekonomisi kavramı, bu belirsizliğin adını koyup güvence tartışmasını başlatabilir mi?
Bir müzisyen için "gig" kelimesi tek bir gece, tek bir sahne, tek bir ödeme demek. Türkiye'deki tiyatrocuların büyük çoğunluğu da, farkında olmadan, tam olarak bu modelde çalışıyor — ama kimse buna bir isim koymuş değil.
Meslek Olmayan Bir Meslek
Türkiye'de oyunculuk resmi olarak tanımlı bir meslek değil. Bu, soyut bir bürokratik detay değil — somut sonuçları var: sigorta girişleri düzensiz, iş sözleşmeleri çoğu zaman yazılı bile değil, "prova dönemi" ile "performans dönemi" arasındaki ücretlendirme farkı çoğu yapımda hiç konuşulmuyor.
Bir oyuncu bir ay boyunca bir prodüksiyonda prova yapar, bir ay boyunca başka bir yapımın kostüm provalarına katılır, üçüncü ayda bir reklam çekimine gider, dördüncü ayda özel ders verir. Bu tam olarak gig ekonomisinin tanımı: proje bazlı, kısa süreli, sürekli değişen işverenli bir çalışma modeli.
Farkı şu: Uber sürücüsü ya da freelance tasarımcı bu modeli bilerek seçer, bazen de bu modelin adını bilir. Tiyatrocu için bu bir seçim değil, mesleğin doğal — ve resmi olarak tanınmadığı için hukuki güvencesi bile olmayan — yapısı.
Bir işi adlandırmamak, o işi görünmez kılmanın en sessiz yoludur.
Devlet Tiyatrosu Neden Çözüm Değil
Devlet tiyatrosu kadrosu, teoride bu belirsizliğe bir çıkış yolu sunar — düzenli maaş, sigorta, sürekli iş. Ama kadro sayısı sınırlı, giriş süreci uzun ve rekabetçi, ve kadroya girmiş olmak bile güvencesizliği tamamen ortadan kaldırmıyor.
Bağımsız sahnede çalışan çoğunluk için bu kapı zaten kapalı. Geriye kalan tek seçenek, projeden projeye, sahneden sahneye, bazen şehirden şehire hareket etmek. Bağımsız tiyatronun ekonomik yapısı üzerine yapılan anketler bu tabloyu doğruluyor: gelir düzensiz, ikinci ya da üçüncü bir iş neredeyse zorunlu.
Gig Ekonomisi Kavramı Ne İşe Yarar?
Gig ekonomisi terimini tiyatrocunun durumuna uygulamak salt akademik bir egzersiz değil. Bir kavram, bir sorunu adlandırdığında, o soruna çözüm arayan politika ve destek mekanizmalarının da önünü açar.
Dünyanın farklı yerlerinde "sanatçı statüsü" (artist status) tartışmaları tam olarak bu noktadan başladı: sanatçının işi proje bazlı ve kesintili olsa da, bu kesintili yapı bir güvencesizlik gerekçesi olmamalı. Fransa'nın "intermittent du spectacle" sistemi, kesintili çalışan sahne sanatçılarına özel bir işsizlik sigortası modeli sunuyor — proje aralarındaki boşluk, gelir kaybı değil, mesleğin doğal ritmi olarak kabul ediliyor.
Türkiye'de böyle bir çerçeve yok. Ama tartışmanın başlaması için önce sorunun doğru adlandırılması gerekiyor — ve "gig ekonomisi" bu adlandırma için elde var olan en yakın, en anlaşılır kavram.
Bireysel Stratejiler Yeterli Değil
Bugün pek çok tiyatrocu bu belirsizliği bireysel stratejilerle yönetiyor: paralel bir eğitmenlik işi, dijital içerik üretimi, seslendirme, reklam oyunculuğu. Bu stratejiler akıllıca — ama her biri, sistemik bir sorunu bireysel çözümlerle kapatma girişimi.
Tiyatrocuların yurt dışına yönelme eğilimi de aynı köke iniyor: bazı ülkelerde bu kesintili çalışma modeli en azından bir güvence çerçevesine sahip. Türkiye'de aynı modelin çerçevesi yok — sadece kesintisi var.
Fransa Örneği Neden Önemli
"Intermittent du spectacle" modeli üzerinde biraz daha durmak gerekiyor, çünkü somut bir alternatif sunuyor. Sistem, bir yıl içinde belirli bir saat sayısı sahne işinde çalışan herkese, proje aralarındaki boşluk dönemlerinde bir işsizlik ödeneği sağlıyor. Mantık şu: sahne sanatçısının çalışma biçimi zaten kesintili, o halde sigorta sistemi de bu kesintiye göre tasarlanmalı — sürekli tam zamanlı istihdamı norm kabul eden klasik işsizlik sigortası modeline sanatçıyı sığdırmaya çalışmak yerine.
Bu model eleştirilmiyor değil — bütçe yükü büyük, kötüye kullanım tartışmaları var, "kim gerçek sanatçı kim değil" sorusu siyasi bir gerilim üretiyor. Ama en azından bir çerçeve sunuyor: kesintili çalışmanın güvencesizlikle eşanlamlı olmadığı bir model. Türkiye'de bırakın böyle bir sistemi, oyunculuğun meslek olarak tanınması bile henüz gündemde değil. Tartışmanın başlaması için önce bu temel eksiğin görünür kılınması gerekiyor.
Adı Konmamış Bir Sorun
Gig ekonomisi kavramı bir çözüm değil, ama iyi bir başlangıç noktası. Türkiye'deki tiyatrocunun çalışma biçimini bu çerçeveden okumak, sorunu "tiyatrocular neden şikayet ediyor" düzleminden çıkarıp "bu çalışma modeli nasıl güvence altına alınır" düzlemine taşıyabilir.
Sahnede gördüğünüz oyuncu, o akşamki performansın ötesinde, muhtemelen üç farklı işin arasında koşuşturuyor. Bu, onun tembelliği değil — mesleğin, hâlâ adı konmamış yapısı.
Seyirci koltuğundan bu görünmez. Perde kapandığında alkışlanan performans, aslında haftalarca süren düzensiz gelirli, sigortasız, güvencesiz bir hazırlık sürecinin son on beş dakikası. Belki de tiyatroyla ilgilenen herkesin sorması gereken soru, "bu oyun nasıldı" değil, "bu oyunu sahneye koyan insanlar bu ayı nasıl geçirdi" olmalı.
Yazar hakkında: Halil Yağız Şanal, Techne Lab İstanbul'un kurucusudur.
okumaktan yapmaya
