Sektör
İngilizce Kursuna Gittim Ama Hâlâ Konuşamıyorum: Neden?
Kurs kötü değil, ölçüsü başka. Sınıfta gerçekte kaç dakika konuştuğun, yetişkin utancının maliyeti ve İstanbul'da yetişkine kalan seçeneklerin dürüst bir dökümü.
Bir yıl kursa gittin. Devamsızlık yapmadın, ödevleri çıkardın, seviye atladın. Sonra havaalanında bir görevli sana basit bir şey sordu ve cümle boğazında kaldı.
Suç kimde? Rahatsız edici cevap: muhtemelen hiç kimsede. Kurs, tasarlandığı işi yaptı. Sorun, o işin senin sorununu çözen iş olmaması.
Kurs ne satar, sen ne alırsın
Bir dil kurumunun ürünü ölçülebilir olmak zorunda. Seviye, sertifika, sınav sonucu. Ölçülebilen şey de bilgidir: gramer test edilir, kelime test edilir. Akıcılık ise ölçülmesi zor, öğretilmesi daha zor, satılması en zor şeydir.
Müfredat bu yüzden bildiğin yöne akar. Kural, alıştırma, tekrar, ölçme. Sistem kusursuz çalışır ve sen A2'den B2'ye çıkarsın. Yine de konuşamazsın, çünkü ölçülen şey konuşma değildi.
Dilbilimde buna bildirimsel bilgi ile işlemsel beceri farkı deniyor. Kuralı bilmek ile kuralı saniyenin onda birinde uygulayabilmek iki ayrı kapasite. İkincisi yalnızca kullanımla gelişiyor. "İngilizce kursu işe yaramıyor" cümlesi bu yüzden yarı doğru: yaradığı iş başka bir işti.
Basit bir aritmetik yap
Sınıfta on iki kişisin. Ders doksan dakika. Otuz dakikası anlatım, yirmi dakikası yazılı alıştırma, yirmi dakikası dinleme ve kontrol. Konuşmaya kalan yirmi dakikayı on iki kişiye böl.
Kişi başı bir buçuk dakika. Haftada bir buçuk dakika. On aylık bir dönemde yaklaşık bir saat.
Rakam kaba, ama yön doğru. Üstelik o bir buçuk dakikanın büyük bölümü hazırlıklıdır — kitapta yazan cümleyi sesli okumak. Hayatın senden istediği şey ise hazırlıksız üretim: birinin sorusuna, o an, elindeki kelimelerle cevap vermek.
Kendi kursunu bu tek ölçütle değerlendir. Haftada kaç dakika, hazırlıksız, sen konuştun?
İtiraz haklı: sınıf mevcudu düşerse tablo düzelir. Kısmen. Ama sınıfın asıl kısıtı sayı değil düzen. Öğretmen soru sorar, öğrenci cevap verir, öğretmen onaylar. Bu üçlü sarmal her konuşmayı bir sınava benzetiyor. Gerçek konuşmada ise kimse senden doğru cevabı beklemiyor; karşındaki sadece ne dediğini anlamak istiyor. İkisi farklı beceri.
Yetişkinin utancı ayrı bir mesele
Çocuk yanlış söyler, güler, devam eder. Yetişkin yanlış söyler ve bunu kimliğine ekler.
Elaine Horwitz'in 1986'da tanımladığı yabancı dil kaygısı, genel kaygıdan ayrı bir yapı olarak ölçülüyor. Yani hayatın her alanında rahat biri İngilizce konuşurken donabiliyor. Stephen Krashen'in duygusal filtre kavramı da aynı yere bakıyor: kaygı yükseldiğinde girdi işlenmiyor, oda dolu ama kafa kapalı.
Yetişkinde bu filtre daha kalın. Sebebi yaş değil, statü. Otuz beş yaşında bir yönetici, kendi seviyesindeki insanların önünde çocuk gibi cümle kurmayı göze alamıyor. Sınıfta susmak, hata yapmaktan ucuz görünüyor.
Susmak ucuz değil. Faturası dönem sonunda değil, iki yıl sonra bir toplantıda geliyor.
Bu yüzden yetişkin sınıflarında sıkça görülen manzara şu: en iyi not alan kişi en az konuşandır. Doğru cevabı bilir, riski sevmez, sırasını bekler. Sistem onu ödüllendirir. Konuşma ise ödüllendirilmeyen davranıştan — gafletten, aceleden, yarım cümleden — doğar.
Yetişkin öğrenci genelde İngilizce bilmediği için susmuyor; sustuğu için İngilizcesi açılmıyor. Sıra bu yönde işliyor.
Mükemmel cümle takıntısı akıcılığı öldürüyor
İkinci büyük engel bir alışkanlık: cümleyi kafanda eksiksiz kurup sonra söylemek. Kipi seç, edatı yerleştir, kelimeyi bul, kontrol et, söyle.
Yazıda işe yarar. Konuşmada felakettir. Karşındaki iki saniye bekler, sen dördüncü saniyede hazır olursun, konu çoktan değişmiştir.
Akıcı konuşanlar daha az hata yapmıyor. Daha hızlı toparlanıyor. Cümleyi ortasında değiştiriyor, bulamadığı kelimeyi başka kelimeyle kurtarıyor, tıkanınca dolambaçtan gidiyor. Bunların hepsi öğrenilebilir beceriler — ama sadece konuşurken öğrenilir.
Ters yönde bir risk de var. Larry Selinker'ın fosilleşme dediği durum: yıllarca düzeltilmeden konuşan biri, hatalarıyla birlikte akıcılaşır. Yani "hiç konuşmamak" ile "geri bildirimsiz konuşmak" iki ayrı çıkmaz sokak. İhtiyacın olan üçüncüsü — konuşma zorunluluğu ve geri bildirim, bir arada. Pasif bilgi ile aktif üretim arasındaki uçurumu ayrı bir yazıda da ele almıştık.
İstanbul'daki seçeneklere bakınca
Burada bir tespit var, reklam değil. "İngilizce drama" ya da "drama ile İngilizce" aratıp sonuçlara bak: karşına çıkanların ezici çoğunluğu 6-12 yaş çocuk programı. Yetişkine açık, düzenli, sahne temelli konuşma çalışması İstanbul'da az sayıda yerde yürüyor.
Tuhaf bir dengesizlik bu. Çünkü teori yöntemin en çok yetişkine gerektiğini söylüyor: filtre yetişkinde daha kalın, utanç yetişkinde daha pahalı, susma alışkanlığı yetişkinde daha yerleşik. Çocuk zaten oynuyor.
Arz neden çocuğa kaymış? Ödemeyi veli yapıyor, satın alma kararı daha hızlı veriliyor, okul ortaklığı hazır bir kanal sunuyor. Talep tarafında yetişkin var; piyasa onu görmüyor. İngilizce konuşma pratiği İstanbul'da bol görünüyor ama yetişkin için formatların çoğu aynı açığı taşıyor.
Ne aramalı
Kursu bırakmak zorunda değilsin. Ölçütü değiştir. Bir programa bakarken üç şeyi sor:
Konuşmak zorunlu mu? Sessiz kalmak mümkünse beyin susmayı seçer. Konuşma kulüplerinin tipik açığı budur — masadaki iki konuşkan kişi süreyi alır.
Hazırlıksız mı? Metinden okumak değil, o an üretmek. Doğaçlama temelli çalışmanın avantajı burada.
Geri bildirim var mı? Düzeltilmeyen tekrar hatayı sağlamlaştırır.
Drama temelli çalışma bu üçünü aynı anda kurduğu için sonuç veriyor; mekanizmasını ayrıca yazdık. Tek yol değil. Ama yetişkin için nadir bulunan bir kombinasyon.
Son soru
"İngilizce konuşamıyorum, ne yapmalıyım" diye arayan çoğu kişi yeni bir kurs arıyor. Belki soru şu olmalı: bir yıl daha aynı biçimde çalışırsam sonuç ne olacak?
Ve senin durumunda eksik olan gerçekten bilgi mi?
Yazar hakkında: Halil Yağız Şanal, Techne Lab İstanbul'un kurucusudur.
okumaktan yapmaya
ENGLISH DRAMA LAB
Dil Öğretmiyoruz. Dili Deneyimliyoruz.
