Teknik
Tiyatroda Karakter Yaratma: Oyuncu Rolü Nasıl Kurar?
Karakter metinde hazır beklemez; oyuncunun bedeninde kurulur. Tiyatroda karakter yaratma sürecinin adımları: metin analizinden fiziksel seçimlere, arzudan engele kadar.
Oyuncular sık sık şunu söyler: "Karakteri buldum." Sanki karakter bir yerlerde saklanıyormuş, oyuncu da onu arayıp çıkarmış gibi. Oysa karakter bulunmaz. Kurulur.
Ve kurma işi, çoğu oyuncunun sandığından çok daha teknik bir iştir.
Metin size karakteri vermez, kanıtları verir
İlk yanılgı burada başlıyor: metni okuyup "bu adam şöyle biri" diye karar vermek. Metin size bir karakter tarifi sunmaz. Size kanıt sunar — ve kanıtlar üç yerden gelir.
Birincisi: karakterin ne söylediği. İkincisi: başkalarının onun hakkında ne söylediği. Üçüncüsü, en önemlisi: karakterin ne yaptığı. Bir kişi kendini nazik ilan edebilir, sahnedeki eylemi bunu yalanlayabilir. O çelişki karakterin ta kendisidir.
Masabaşı aşamasında yapılacak iş, bu üç sütunu ayrı ayrı çıkarmaktır. Sonra aralarındaki boşluklara bakılır. Karakter, o boşluklarda yaşar.
Pratik bir uyarı: bu çalışma yorum içermemeli. "Kardeşine kırgın" bir yorumdur. "Kardeşinin adı geçtiğinde konuyu değiştiriyor — üç kez" bir kanıttır. Yorumlar prova sürecinde değişir; kanıtlar kalır. Metinden çıkardığınız listede ne kadar çok fiil, o kadar iyi.
Arzu ve engel: motor burada
Klasik soru "Bu karakter kim?" değildir. "Bu karakter ne istiyor ve önünde ne var?" sorusudur.
Arzu somut olmalı. "Mutlu olmak istiyor" bir arzu değil, bir temenni. "Kardeşinin eve dönmesini istiyor" bir arzu — çünkü oynanabilir, çünkü başarısız olunabilir. Sahnede oynanamayan hiçbir şey karakter yaratmaz.
Engel de aynı ölçüde somut olmalı. Engel bazen başka bir kişidir, bazen bir kural, bazen karakterin kendi korkusudur. Ama muğlak olduğu anda oyunculuk da muğlaklaşır.
Karakter bir kimlik değil, bir kuvvet dengesidir. Arzu bir yöne çeker, engel diğer yöne. Seyircinin izlediği şey o gerilimin kendisidir — kişilik özellikleri değil.
Sahne sahne çalışırken bu iki eksen yeniden sorulur. Bir karakterin arzusu oyun boyunca aynı kalmaz; sahne başına değişir. Bunu takip etmeyen oyuncu, ikinci perdede birinci perdenin karakterini oynamaya devam eder — ve seyirci nedenini bilmeden sıkılır.
Bedenden başlamak
Türkiye'deki oyunculuk eğitiminin sık düştüğü bir tuzak var: karaktere önce zihinden girmek. Geçmişi kurgulanır, psikolojisi çözümlenir, motivasyon haritası çıkarılır — sonra sahneye çıkılır ve hiçbiri görünmez.
Fiziksel yaklaşım tersini önerir. Yürüyüşü değiştir, bak ne oluyor. Ağırlık merkezini öne al. Nefesi göğse çıkar ya da karına indir. Bakışı sabitle. Bu seçimler keyfi değildir; her biri seyirciye okunabilir bir bilgi taşır.
Bir karakterin omuzlarını iki santim yukarı kaldırmak, üç sayfalık bir geçmiş kurgusundan daha çok şey anlatabilir. Beden yalan söylemekte zihin kadar iyi değildir — bu yüzden ona güvenilir.
Meisner'ın tekrarlama alıştırmaları, Grotowski'nin fiziksel eylem çalışmaları, devising pratiklerindeki improvizasyon turları — hepsi aynı yere bakar: karakteri düşünerek değil, yaparak bulmak.
Bu, zihinsel çalışmayı çöpe atmak anlamına gelmiyor. Sıralamayı değiştirmek anlamına geliyor. Önce bedende bir şey olsun, sonra o şeyin neden olduğunu anlamaya çalışın. Ters yönde çalıştığınızda genellikle kafanızdaki karakteri sahneye zorla giydirirsiniz — ve giysi hep biraz büyük kalır.
Klişeden kaçınmanın tek yolu: seçim yapmak
Karakter yaratmanın en büyük düşmanı genelleme. "Zengin adam" oynanmaz. "Öfkeli kadın" oynanmaz. Bunlar kategori, karakter değil.
Somutlaştırmanın pratik bir yöntemi var: her genel niteliğe karşı bir spesifik seçim koymak.
- Öfkeli mi? Nasıl öfkeli — sesini yükselterek mi, alçaltarak mı?
- Utangaç mı? Kimin yanında? Herkesin yanında utangaç olan kimse yoktur.
- Yorgun mu? Hangi organ yorgun — ayaklar mı, çene mi, göz kapakları mı?
Her spesifik seçim, klişenin bir katmanını soyar. Yeterince seçim yapıldığında geriye kategori değil, kişi kalır.
Seçimlerin tutarlı olması da gerekmiyor — insanlar tutarlı değil. Aynı karakter bir sahnede cömert, diğerinde cimri olabilir. Önemli olan her seçimin o an için gerekçelendirilebilir olması. Tutarlılık arayışı çoğu zaman karakteri düzleştirir; oyuncu, çelişkiyi bir hata sanıp törpüler. Oysa çelişki en zengin malzemedir.
Karakter ile oyuncu arasındaki mesafe
Son bir mesele: oyuncu karaktere ne kadar yaklaşmalı?
Stanislavski geleneği özdeşleşmeyi savunur; Brecht mesafeyi. Ama pratikte bu bir tercih meselesi değil, bir teknik meselesidir. Oyuncu, karakterin duygusunu taşırken aynı anda sahnenin biçimini kontrol etmek zorundadır. Işığa doğru dönmek, replik alıp vermek, ritmi tutmak — bunlar özdeşleşen bir kişinin yapabileceği şeyler değildir.
İyi oyunculuk çift kayıtlı çalışır. Karakterin içinden bakarsınız, ama sahneye dışarıdan da bakan bir gözünüz açık kalır. Bu ikilik ustalıkla yönetildiğinde seyirci hiçbirini fark etmez — sadece gerçek bir insan görür.
Karakter yaratmak, o yüzden, hiçbir zaman "olmak" değildir. Kurmaktır. Ve kurulan her şey gibi, sökülüp yeniden yapılabilir.
Bir sonraki prova sürecinizde şunu deneyin: karakterinizi tarif etmeden önce, üç sahnede ne yaptığını yazın. Tarif ile eylem uyuşmuyorsa, doğru yerdesiniz.
Yazar hakkında: Halil Yağız Şanal, Techne Lab İstanbul'un kurucusudur.
okumaktan yapmaya
